goz hastaliklari, katarakt, goz tansiyonu, goz virusu, goz agrisi, goz tembelligi

WwW.NeAsk.CoM

Goz Sagligi

Gözdeki sinsi hastalık glokom ANKARA - Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nuray Akyol, 6 Mart Dünya Glokom Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, görme sinirinin göz içinde kalan bölümünün ilerleyici hasarıyla oluşan bir hastalık olan glokoma karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti. Bu tür hastalıkların çoğunun belirgin bir şikayet oluşturmadan yavaş yavaş ilerlediğini ve tedavi edilmezse körlükle sonuçlanabilecek görme azlığına neden olabildiğini anlatan Akyol, şunları kaydetti: “Gözü bir futbol topu gibi düşünecek olursak, göz içi basıncı, topu şişkin tutan basınç gibidir. Gözün normal şeklini ve fonksiyonlarını sürdürebilmesi için bu basınç gereklidir. Göz içi basıncını oluşturan, kapalı bir kutu olan göze giren ve çıkan sıvılar arasındaki dengedir. Göz içi basıncı yüksekliği glokom için bir risk faktörüdür. Ama her yüksek basınçlı hasta glokom değildir. Göz içi basıncının yüksek olmasıyla beraber, yıllar içinde bu basıncın artması veya gün içinde büyük değişiklikler göstermesi glokom lehine değerlendirilir. Glokoma bağlı görme azlığı pek çok göz hastalığının aksine tam olarak tedavi edilemez. Örneğin katarakttaki gibi ameliyatla düzelmez. Önlenebilir bir göz hastalığı olan glokom tanısının henüz görme kaybı gelişmeden konulması gereklidir.” GLOKOM TİPLERİ Glokomun birçok tipi bulunduğunu ve sanıldığı gibi yalnızca bir yaşlılık hastalığı olmadığını vurgulayan Akyol, “konjenital glokom” gruplarının doğuşta veya hayatın ilk yıllarında; “jüvenil glokom”un geç çocukluk ve gençlik yıllarında, başka bir göz hastalığına bağlı ikincil olarak gelişen glokomların ise her yaşta görülebildiğini söyledi. Glokomların büyük bölümünün erişkin hastalığı olduğunu, 40 yaş üstünde görüldüğünü ve yaş ilerledikçe sıklığının arttığını belirten Akyol, bu grubun “Birincil glokomlar” olarak adlandırıldığını kaydetti. Bu hastaların yüzde 90’dan fazlasında görülen ve “Primer açık açılı glokom” olarak adlandırılan göz rahatsızlığında, yavaş ve sinsi seyreden bir görme siniri harabiyeti sonrası hastaya ani gibi gelen bir görme azlığı geliştiğini anlatan Akyol, “Bu, aslında görmenin azaldığı glokomun son dönemidir ve görme siniri liflerinin 4’te 3’ünün harabiyetinden sonra görülür. Yani hasta görmesinde değişiklik fark ettiğinde, hastalık başlangıç ve orta seviyedeki dönemlerini geçirmiş, son dönemine girmiştir” dedi. Bu gruptaki hastaların 3 veya 4’te birinde göz içi basıncının normal sınırlarda olduğunu ifade eden Akyol, “Primer dar açılı glokomlar ise yüksek göz içi basınçları yüzünden genellikle hastada göz ve baş ağrıları oluşturur. Dolasıyla da daha erken tanı konulabilir” dedi. RİSK FAKTÖRLERİ Akyol, primer açık açılı glokom için en önemli risk faktörlerinin yaş, yüksek göz içi basıncı ve genetik yatkınlık olduğunu, bunların dışında ırk, myopi varlığı ve migren gibi risk faktörleri de bulunduğunu bildirdi. TANI Yaygın inanışın tersine, glokom tanısının yalnızca göz içi basıncının ölçülmesiyle konmadığını kaydeden Akyol, “Hatta göz içi basıncı ölçümü tanı araçlarından biri de değildir. Glokom tanısı görme sinirinin yapısal ve fonksiyonel değerlendirmesiyle konur” dedi. Yapısal değerlendirmenin retina tomografisi ve optik sinir başı topografisiyle yapıldığını anlatan Akyol, görme alanı muayenesiyle de değerlendirmeye ihtiyaç bulunduğunu anlattı. TEDAVİ Glokomun tedavi edilebilir bir hastalık olmadığının altını çizen Akyol, “Glokom tedavisi, yüksek göz içi basıncının tedavi edilmesidir. Böylece hasar yavaşlatılmış veya durdurulmuş olur. Ama hasarın telafisi mümkün değildir” dedi. Akyol, hastalığın başlıca tedavi yöntemlerinin ilaç kullanımı, lazer uygulamaları ve cerrahi müdahale olduğunu bildirdi. “Geç kalmamak için genç yaşlardan itibaren göz tansiyonu ölçtürülmelidir” uyarısında bulunan Akyol, “Normal” ya da “düşük” sözcüğüyle yetinilmemesi gereğine işaret etti. Akyol, 40 yaş üstünde ve ailede glokomlu biri varsa bunun daha da önemli olduğunu vurgulayarak, “Göz içi basıncı, risk oluşturacak düzeydeyse veya klinik olarak glokom lehine bulgular saptandıysa, doktorunuz sizi uyaracak ve görme sinirinizle ilgili bazı testler yaparak gerekli önerilerde bulunacaktır” dedi.
Goz agrisi Göz ağrısı Göz ağrısının nedenleri çeşitlidir. Az ışıkta çalışmak sonucu gözlerin yorulması, gözdeki herhangi bir kısmın iltihaplanmış olması, göze yabancı bir cisim kaçmış olması, sinüzit, yarım başağrısı, grip, nezle ve ateşli hastalıklar göz ağrısına neden olabilir. Önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir.
Göz virüsü salgınına dikkat ! İşte çok bulaşıcı ve tehlikeli olan göz virüsünden korunmak için yapmanız gerekenler.. “Adenovirüs” adı verilen çok bulaşıcı bir virüsün göz korneasına zarar verdiği, havuz ve kaplıca suları, göz polikliniklerindeki cihazlar ve yetkisiz optik mağazalarında gözden göze denenen kontakt lenslerin salgını tetiklediği bildirildi Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reha Ersöz, “gözyaşıyla insandan insana kolaylıkla bulaşabilen ve “Adenovirüs” adı verilen çok bulaşıcı bir virüsün, son aylarda sıkça görülmeye başlandığını ve salgın hale geldiğini belirtti. Yaz sezonuna girilmesiyle birlikte göz hastalıklarında da artış olduğuna dikkati çeken Ersöz, “Son aylarda polikliniklerimizde yaygın olarak “Adenovirüs” adı verilen çok bulaşıcı bir virüsün konjonktiva ve korneada yarattığı enfeksiyonu görüyoruz. Bu virüs, gözyaşı ile insandan insana kolaylıkla bulaşıyor. Göz polikliniklerindeki cihazlar yoluyla da hastalara bulaşabiliyor” dedi. Ersöz, son günlerde hastane polikliniklerinin göz hastalığı şikayetleriyle gelenlerle dolduğunu, salgın nedeniyle geçici süreyle kapatılan hastane polikliniklerinin de bulunduğunu belirtti. Virüsün, kaplıca ve havuz sularıyla bulaşma riskinin yüksek olduğunu belirten Ersöz, “Bu virüs, göze bulaştıktan ortalama bir hafta sonra gözlerde çapaklanma, kızarıklık, şişme, batma gibi belirti ve bulgular gösterir. İki gözde de olma riski yüksektir. İyileşme süresi birkaç haftaya kadar uzayabilir” diye konuştu. Virüsün salgın hale gelmesindeki bir başka önemli etkenin de hastane polikliniklerindeki cihazlar olduğunu vurgulayan Ersöz, bu nedenle cihazların dezenfekte edilmesinin büyük önem taşıdığına dikkati çekti. “Kontakt lensler” Ersöz, gençler arasında yaygın olarak kullanılan renkli lensler ile gözlüğün ağırlığından kurtulmak için tercih edilen numaralı kontakt lenslerin virüs salgınını tetikleyen en önemli faktörlerden biri olduğunu savunarak, şu uyarılarda bulundu: “Tüm yasa ve yönetmeliklere rağmen yetkisiz optik mağazaları lens satmaya devam ediyor. Optik mağazalarında lensler onlarca, hatta yüzlerce kişi tarafından deneniyor. Yasalar, optik mağazalarına sadece reçete ile lens satma yetkisi vermiştir. Bu mağazalarda lens denemelerinin yapılmasını kesin olarak yasaklamıştır ve mağazanın kapatılmasıyla sonuçlanır. Her şeyden önce, göz yapıları ve hijyenik alışkanlıkları nedeniyle lens kullanmaya uygun olmayan kişiler vardır. Örneğin, alerji ya da gözyaşı problemi olanlar, ya da tozlu ortamlarda yaşayanlar sorunlarla karşılaşırlar. Kontakt lenslere ticari bir meta olarak bakılamaz. Hangi lensin size uygun olduğuna karar vermesi için mutlaka göz hekiminize gidiniz ve kontakt lenslerinizi reçete karşılığında alınız.”
Akşınlık (Albinizm) Vücutta normal olarak bulunan melanin adlı boya maddesinin doğuştan yokluğu (albinizm). Beyaz farelerde ve beyaz tavşanlarda renksizlik, bu eksiklikten ileri gelir. Aynı duruma, insanlarda da rastlanır. Bu eksikliğin derecesine göre insanlarda ya bir dereceye kadar sarıya çalan bir saç rengi dikkati çeker, ya da deride, saçta ve hatta gözlerde renk bulunmaz. Bazı araştırıcılar akşınlıkla zeka geriliği arasında bir ilintinin bulunduğunu ileri sürmüşlerse de bu iddia doğrulanamamıştır. Akşınlığın en belirli özelliği genç bir kimsede saçların bembeyaz olmasıdır. Deride de boya maddesinin yokluğu, deri altındaki damarların çok rahat seçilebilmesini sağlar. Göz rengi genellikle açık gridir. Böyle kimselere akşın (albinos) denir. Gözün iris ve koroid tabakalarında boya maddesinin bulunmaması görme bozukluklarına yol açar. Akşınlar göz uyumunu kolayca yapamaz ve parlak ışıktan çok rahatsız olurlar (fotofobi). Bu kimselerin göz merceklerinde miyopluğa ve astigmatlığa yol açan bozukluklara sık rastlanır. Akşınlığın gerçek nedeni bilinmemektedir. Ancak, melanin yapımı için gerekli enzimlerden birinin yokluğundan ileri geldiği sanılmaktadır. Bu özellik kuşaktan kuşağa geçer. Akşınların genel nüfusa oranı yaklaşık olarak 20,000'de 1'dir. Akşınlık kesinlikle giderilemez. Fakat, koyulaşarak göze gelen ışığın yoğunluğunu azaltan camlı gözlüklerin kullanılması, vücudun fazla güneş ışığından korunması rahat etmelerine yol açar.
Katarakt Hakkında Bilinmesi Gerekenler Katarakt Hakkında Bilinmesi Gerekenler Kataraktın olgunlaşması, kalınlaşması için beklenilmesi gerektiği inancı günümüzde artık geçerli değildir. Zamanında müdahale edilmezse göz tansiyonuna sebep olur ve geri dönülmez körlüğe kadar götürür. İlaçla tedavisi yoktur. Tek tedavi şekli, değişik mikrocerrahi yöntemleri ile yapılan müdahalelerdir. Göz içinde, uzak ve yakın net görmemizi sağlayan ince kenarlı saydam bir mercek (lens) mevcuttur. Gözün bu doğal merceğinin çeşitli nedenlerle saydamlığını kaybederek bulanıklaşmasına katarakt adı verilmektedir. Halk arasında göze perde indi şeklinde ifade edilir. Göz merceği, gözbebeği ve irisin arkasında küçük, saydam bir yapıdır. Gözün objektifi olarak nitelenen yapının bir parçasıdır. Parlak ışınlar bu yapıdan geçerek ağtabakanın üstünde birleşip görüntüyü oluştururlar. Göz merceği esnek olduğundan kavsi artabilir, buna bağlı olarak odaklaşma uzaklığı da değişebilir. Değişik uzaklıklardaki nesnelerin görüntüsünü her zaman ağtabaka üzerinde odaklayabilir. Çapı 10 mm, kalınlığı 5 mm olan göz merceğinin iki yüzü de dışbükeydir. Göz merceğini meydana getiren oluşumlardan birinin matlaşması görmenin engellenmesi için yeterlidir. Katarakt türleri perdeleşmenin lens içindeki yeri, seviyesi, oluşum biçimi ya da yaşa göre değişiklik gösterir. Katarakt, körlüğün en çok görülen nedenidir. Işığın sarı noktaya geçişini engellediği için hasta göremez. Nedenleri Gözün saydamlığını kaybederek bulanıklaşması ve katarakt oluşumuna yol açmasının nedenleri arasında; -Lens içindeki protein birikimi -Lensin yaşlanması -Ailevi metabolik hastalıklar (şeker hastalığı vb.) -Gebelikte ilaç kullanımı ya da anne adayının geçirdiği hastalıklar (örneğin kızamıkçık) -Hipertansiyon -Glokom -Göz yaralanması -Gözlüksüz uzun süre şiddetli ışığa maruz kalmak en başta gelen sebepler olarak sayılabilir. Lens, eski hücrelerin dışarı atılamadığı, zarla çevrili kapalı bir organ olduğu için bu sebepler geri dönüşümsüz bir şekilde lensi bulanıklaştırır. Böylece katarakt oluşur. Kimlerde görülür? 60 yaşlarından sonra oldukça yaygın bir hastalıktır. Ancak bebekler dahil olmak üzere her yaş grubu insanda görülebilir. Yaş ilerledikçe sıklığı artar. Yaş faktörü lensin özel yapısı sebebiyle önemlidir. Belirtileri: -Bulanık görme -Işık kamaşması -Görüş azalması -Çatallı veya çift görme gibi belirtileri vardır. Zamanında müdahale edilmezse katarakt ilerler. Hasta ancak ışığı ve ışığın yönünü seçebilir. Tedavi Katarakt göz sağlığını ciddi anlamda etkiler. Ancak gözün diğer tabakaları sağlam ise uygulanacak tedavi ile görme kabiliyeti tama yakın bir oranda geri kazanılır. Kataraktın ilaçla tedavisi yoktur. Tek tedavi yöntemi değişik mikrocerrahi yöntemleri ile yapılan müdahalelerdir. Cerrahi müdahale ile bulanıklaşan göz merceği çıkarılır, gözün içine sentetik göz merceği yerleştirilir. Bu sistem hastanın ameliyat sonrası gözlük kullanmasına ihtiyaç bırakmamaktadır. Tedavi yöntemleri Tedavi yöntemleri son 10-15 yıl içinde büyük değişim göstermiştir. Bu alanda; göz içi cerrahi, ameliyat mikroskopu, özel ince alet ve maddeler yardımı ile büyük aşama kaydedilmiştir. Son yıllarda yaygınlaşan bir yöntemle de birkaç milimetrelik yerden göz içine girilerek bulanık mercek ultrason dalgaları ile eritilmekte ve yine katlanabilir akrilik lensler yerleştirilmektedir. Kataraktın sadece lazer ile tedavisi mümkün değildir. Lazer ameliyat sırasında, sadece bir aşamada kullanılabilir. Bu yöntemlerin özelliği, hastanın yara yeri çok küçük olduğu için daha kısa dönemde olumlu sonuç alınır. Yıllar öncesinden bilinen kataraktın olgunlaşması, kalınlaşması için beklenilmesi gerektiği inancı günümüzde artık geçerli değildir. FAKO (fakoemülsifikasyon) nasıl bir tekniktir? FAKOlu katarakt ameliyatında klasik cerrahideki gibi dikiş yoktur. Bu nedenle de, halk arasında lazerli ya da dikişsiz yöntem olarak bilinir. Bu teknikte, göze 3 mmden küçük bir kesiden girilir, lensin zarı yuvarlak olarak çıkarılır, katarakt yani keşifleşmiş göz merceği ultrason dalgaları veren bir cihaz ile sıvılaştırılarak emilir, yerine katlanabilir yeni göz merceği yerleştirilir. Bu ameliyatta kullanılan mercekler dikişli katarakt ameliyatında kullanılan merceklerden farklıdır. FAKOlu katarakt ameliyatına hasta nasıl hazırlanır? Hasta muayenesi ile aynı gün ameliyata alınıp, ameliyattan sonra hemen taburcu edilebilmektedir. FAKOlu katarakt ameliyatı olacak hasta, ameliyattan kısa bir süre önce Bazı damlalar ile gözüne ön hazırlık yapılır. Hasta daha sonra, ameliyathaneye alınır. FAKOlu katarakt ameliyatına giren hastanın ameliyatı 15-20 dakika sonra bitmiş olur. Hasta hemen taburcu edilir. Ameliyattan sonra da erken dönemde net görmeye başlar.
Göz Sağlığı İçin Bazı Öneriler Kışın cilde, saçlara önem veriliyor. Cildin kurumaması ve soğuktan etkilenmemesi için kozmetik ürünler kullanılıyor. Saçların dökülmemesi ve kırılmaması için bakım yaptırılıyor. Ancak en hassas organ olan gözlere ise gerekli özen gösterilmiyor. Oysa soğuk ve karlı havalar gözleri de olumsuz etkiliyor. Zarar görmesinden en çok korkulan organ olmasına karşın, gözle ilgili olarak neredeyse hiçbir koruyucu önlem alınmıyor. Acıbadem Göz Sağlığı Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Gülbin Saltık kış aylarında konjonktivit, kuru göz gibi rahatsızlıklardan kar körlüğüne kadar birçok tehlikenin kişileri beklediğine dikkat çekiyor. VİRÜSLER TEHLİKELİ Kış aylarında virüslere bağlı hastalıkların arttığı bir gerçek. Virüslerden etkilenen organlardan biri de göz. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarının artış gösterdiği dönemlerde viral konjonktivitin görülme sıklığı artıyor. Dr. Saltık konuyla ilgili şunları söylüyor: “Konjonktivit, genel anlamıyla göz iltihabı demektir. Etkenlerine göre bakteriyel, virütik, alerjik gibi değişik tipleri vardır. Adenovirüse bağlı konjonktivit, çok kolay bulaşabilen bir hastalık olduğu için birdenbire ve salgın halinde ortaya çıkabilir. Okullar, kalabalık iş yerleri bu açıdan risk altındadır.” Hastalıktan korunmak için gözlerimizi sürekli oynayıp kaşımamak, havlu, yastık kılıfı, mendil gibi kişisel eşyalarımızı ayırmak ve başkalarının eşyalarını kullanmamak, özellikle çocuklarımızı bu konuda eğitmek gereklidir. Ancak belirtileri tanıyarak, geç kalmadan hekime başvurmak gerekiyor. Gözlerde sulanma, kızarıklık, çapaklanma, sulu ve beyaz bir akıntı, ışıktan rahatsız olma başlıca belirtilerdir. Dr. Saltık, semptomların alerjik konjonktivitle karıştırılabildiğine dikkat çekerek şöyle devam ediyor: “Bu karışıklık sebebiyle hastalar yanlış ilaç kullanabiliyor. Bu da iyileşme sürecinin uzamasına neden olur. Tedavide hastalığın durumuna göre damla ve pomatlardan faydalanılmaktadır. GÖZ KURULUĞUNU ÖNEMSEYİN Kış mevsimi boyunca yeterli havalandırılmayan ofisler, sürekli yanan kaloriferler, çalışan klimalar, bilgisayarlar gözün en büyük düşmanı. Özellikle bilgisayarları yoğun olarak kullanan bankacılar, gazeteciler, grafikerler, borsacılar, öğretmenler, öğrenciler göz kuruluğu riski ile karşı karşıya kalıyorlar.Kuru göz rahatsızlığı, teknolojinin gelişmesiyle paralel artış gösteren, gelişmiş toplumlarda sık görülen yaygın bir rahatsızlık türüdür. Bu konuda Dr. Saltık şunları söylüyor: “Kapalı ortam ve kaloriferler havayı bozan etkenlerdir. Konsantrasyon gerektiren işlerde çalışanlar ise bilgisayar başında yeterli sayıda göz kırpma işlemini gerçekleştiremezler. Bu iki etmen gözlerde göz kuruluğuna sebep verir.” Gözlerde batma ve kızarıklık şeklinde kendini gösteren göz kuruluğuna karşı alınabilecek çok basit önlemler var. Ofisin havalandırılması, ortam havasının nemlendirilmesi ve eczanelerden rahatlıkla temin edilebilen suni göz yaşını gözün ihtiyacına ve doktorunuzun önerisine göre kullanmak göz kuruluğunu gidermede etkili bir yol. KIŞIN DA GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ KULLANIN! Yazın birçok kişi güneşin zararlı etkilerinden korunmak için güneş gözlüğü kullanıyor. Kış geldiğinde de güneş gözlükleri çekmecelere kaldırılıyor. Oysa bu son derece yanlış. Yaz, kış demeden güneş gözlüğü kullanma alışkanlığını yitirmemek gerek. Dr. Saltık kışın göz ve göz çevresinin soğuk ve kuru havalarda korunması gerektiği konusunda uyararak şöyle diyor: “Göz kapağı ve göz çevresindeki cilt ince ve kırışmaya en yatkın bölge olduğu için rüzgar, güneş ve karlı soğuk havalarda koruyucu, UV filtreli uygun bir gözlükle hem göz sağlığımızı hem de göz çevremizi korumuş oluruz. Ayrıca özellikle rüzgarlı havalarda gözümüzü kaçabilecek bir yabancı cisme karşı da koruruz. Bu nedenle koruyucu tedbir almak adına güneş gözlüğü kışın da kullanılmalıdır. Ancak kaliteli güneş gözlükleri tercih edilmelidir. Yeşil, mavi gibi soft renkler seçilmeli, filtresinin kaliteli olmasına dikkat edilmelidir.” KAYAKÇILAR DİKKAT! Kışın en çok tercih edilen spor dalı kayak. Çok keyifli bir spor dalı olmasına rağmen özellikle göz açısından bazı tehlikeler içeriyor. Kışın karlı havalarda kayak sporu yapanları saydam tabakanın kuruması ya da enfeksiyonu gibi etkiler bekliyor. Dr. Saltık riskler hususunda şunları söylüyor: “Kuru hava, şiddetli yağış ve rüzgar kuru göz rahatsızlığını tetikler ve kornea sağlığını olumsuz etkiler. Uzun süre güneş gözlüğü kullanmadan kayak yapanlar ve dağcıları bekleyen bir başka tehlike de güneşe bağlı sarı nokta hastalığıdır. Sürekli çıplak gözle kara bakmak, kardan yansıyan UV ışınları nedeniyle , gözün makula( sarı nokta) bölgesinde bozulmaya yol açarak görme kayıplarına dek varan hasarlara yol açar. Bunun için de tek önlem koruyucu bir gözlük kullanarak kayak sporu yapmaktır.” Filed under: Göz Hastalıkları
Göz Tansiyonuna Dikkat Halk arasında ”Karasu” olarak bilinen Glokom’un (göz tansiyonu) milyonlarca insanı etkileyen yaygın bir göz hastalığı olduğunu belirten uzmanlar, erken teşhisin önemine dikkat çekiyor Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Ahmet Necdet Sezer Uygulama Hastanesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Faruk Öztürk, Glokom’un birçok hasta tarafından ancak ileri dönemde, belirgin görme kaybı ortaya çıktığında fark edilebildiğini belirterek doktor tarafından düzenli aralıklarla yapılan muayenelerin Glokom’un erken tanı ve tedavisi için en iyi yol olduğunu ifade etti. Doç. Dr. Öztürk, Glokom hastalığı ile ilgili olarak şu bilgiyi verdi: ”Glokom’a bağlı görme kaybını engellemenin tek yolu erken tanıdır. Görme alanında glokoma bağlı belirgin hasar olmadıkça hasta bu kaybın farkına varamaz. Bu nedenle düzenli aralıklarla göz muayenelerinin ve gereğinde görme alanı gibi ileri tetkiklerin yapılması önemlidir. Glokom dünyada milyonlarca kişide görülen ve her insanda ortaya çıkabilecek bir hastalıktır. Bununla birlikte bazı faktörler hastalığın ortaya çıkma riskini artırabilir. Glokom riskini arttıran faktörlerin başında da ilerleyen yaş gelmektedir. 60 yaşın üzerindekilerde risk, 60 yaşın altındakilere göre 6 kat fazladır.” Çocukların da bu hastalığa yakalanabileceklerini ifade eden Öztürk, çocukların göz tansiyonlarının normal olduğu sürece okula başlamadan önce ve sonrasında 2 senede bir göz muayenesi yaptırılması gerektiğini söyledi. Öztürk, Glokom hastalığının düzenli kontrol altında tutulmasıyla tedavinin başarılı olacağını sözlerine ekledi.
GLOKOM, GÖZ TANSİYONU NEDİR? GLOKOM, GÖZ TANSİYONU NEDİR? Glokom özellikle ileri yaşlardaki önemli bir körlük nedenidir. Ancak hastalığa erken tanı konduğu zaman körlük yapması engellenmektedir. Bir çok insan glokomun göz tansiyonuyla bir ilişkisi olduğunu bilmektedir. Aslında glokom beyine gördüklerimizi ileten görme sinirinin hastalığıdır. Optik sinir elektrik ileten kablolara benzemektedir. İçinde binlerce lif bulunmaktadır. Her lif beyine görmemizi sağlayan mesajlar iletmektedir. Glokom bu liflere zarar vermekte ve görme alanımızda kör noktaların oluşmasına neden olmaktadır. İnsanlar bu kör noktaları çok ileri seviyelere ulaşana kadar farketmemektedir. Tüm sinir hasar görünce körlük meydana gelir. Erken teşhis ve tedavi optik sinir hasarı ve körlüğün meydana gelmesinin önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Glokomun nedeni nedir ve belirtileri nelerdir? Vücutta kan nasıl dolaşıyorsa gözün içindede aköz hümör adını verdiğimiz berrak bir sıvı dolaşmaktadır. Sıvının hareketi sürekli açık bir musluk ve lavaboya benzemektedir. Eğer lavabo tıkanırsa su birikmeye başlar ve basınç artar. Glokomun tipleri nelerdir? Kronik açık açılı glokom: En sık olan tipdir (%90). Drenaj açısının basitce yaşlanmasına bağlı oluşur. Bu yaşlanma yavaşca göz tansiyonunun yükselmesine neden olur. Bu yavaş yükseliş belirtiye neden olmaz ve tanının konulması ileri derecede kayıp olana kadar gecikebilir. Görmedeki kayıp ancak ileri bazı testler yapılarak bulunabilir. Açı kapanması glokomu Drenaj açısının aniden kapanmasıyla oluşur. Bu lavaboyu aniden bir kağıt ile tıkamaya benzer. Basınç birdenbire yükselir. Gözde iris bu kağıt görevini yapar.Göz basıncı aniden yükselir. Bu durumda çeşitli semptomlara yol açar: Görme bulanıklığı Gözde aşırı derecede ağrı Başağrısı Işık çevresinde renkli halolar Mide bulantısı ve kusma Sekonder glokom: Drenaj açısını ikincil bir hastalığa bağlı olarak bozulmasından meydana gelir. Yaralanmalar Steroid gibi çeştli ilaçlar Tümörler Enflamasyonlar Anormal kan damarları Konjenital glokom: Nadir gözüken bu durumda bebeklerde drenaj açısı doğuştan bozuk olarak gelişmiştir. Aileler bu durumdan; Göz büyüme Gözün ön kısmının bulanıklaşması Sulanma ve ışıkta gözü kapatma gibi belirtilerle şüphelenebilirler. Glokom tanısı nasıl konur? Bu durumun tanısı sadece göz doktorlarınca konabilmektedir. Bu hastalığın tedavisinide sadece göz doktorları verebilmektedir. Tonometre adı verilen cihazlarla göz tansiyonunuz ölçülür, optik sinir göz dibi muayenesinde incelenir ve gerekirse görme alanı testiniz yapılır. Testler göz doktoru tarafından gerekli görülen hastalara yapılmaktadır. Glokom için hangi risk faktörleri bulunmaktadır? İleri yaş Ailede glokom öyküsü Sigara Şeker hastalığı Hipertansiyon Myopi Uzun süreli kortizon tedavisi Göz yaralanmaları Bunlar normal insanlardan daha fazla glokom gelişme riskiniz olduğunu belirtmektedir. Düzenli şekilde göz muayenesine gitmeniz gerekmektedir. Glokom nasıl tedavi edilmektedir? Glokom ile gözde oluşan hasar geri döndürülemez ancak kullanılan damlalar, haplar, lazer ve cerrahi tedavi ile hasarın ilerlemesi engellenir. Hangi ilaçlar kullanılır? Glokom genelde günde 1-2 defa kullanılan damlalar aracılığıyla tedavi edilir. Bu damlaların bazıları göz basıncını aköz humor salınımını azaltarak, bir kısmıda drenajı arttırarak etki eder. Bu ilaçların düzenli aralarla kullanılması önemlidir. Damlaların çeşitli yan etkileri olmaktadır. Gözde batmalar Kırmızı göz Başağrısı Nabız ve solunum düzeninde değişiklikler Kullanılan haplar ise Parmaklarda uyuşmalar Uyuklamalar İştah azlığı Bağırsak alışkanlıklarında bozulma Böbrek taşları Kansızlık ve kanamalara yol açabilmektedir. İlaçları kullanıyorsanız yukardakiler gibi belirtileriniz varsa doktorunuzla irtibata geçmeniz gerekmektedir. Ameliyat olmam gerekirmi? Glokom hastaları, göz doktorunun artık tıbbi tedavinin yetersiz olduğuna karar verdiği zaman, ameliyat olmak zorunda kalırlar. Bu ameliyatta aközün drene olması için yeni bir kanal açılmaktadır. Bunun haricinde tedavide çeşitli durumlarda lazerde kullanılabilmektedir. Ne kadar zamanda bir kontrole gelmem gerekmektedir? 40 yaşından sonra düzenli bir şekilde her 3 - 5 yılda bir kontrol edilmesi gerekmektedir. Ailenizde glokomlu biri varsa, daha evel ciddi bir göz travması geirdiyseniz, steroid kullanıyorsanız 1 - 2 yılda bir kontrole gitmeniz gerekmektedir. Unutmayınki glokom tedavisini başarısı sizin verilen ilaçları düzenli kullanmanıza bağlıdır. Asla doktorunuza danışmadan ilaçlarınızı kullanmayı bırakmayın. Kendi görmenizi gene kendinizin koruyacağınızı unutmayın!